Osman, dallarını suya huzurla salmış salkım söğüdün serin
gölgesinde uyuya kalmıştı. Büyük bir çığrışla korkuyla fırladı yattığı
yerden.Çocuklar ‘baban,baban,Osman baban ,diye bağrışıyorlardı.
babası O’nu
arıyordu,hemen toparlandı üstünü başını sirkeledi,elini cebine attı ,söğüt ağacından yaptığı düdükleri
kontrol etti yerinde duruyordu,bir kez daha üfledi çocuk neşesiyle sevindi…
Koşarak babasına doğru seyirtti ve seslendi ‘ varıyom buba
.. geldim işte,babası Mehmet çavuş,askerliğini çavuş olarak yapmış birçok
cephede savaşmış ve bir şarapnel ayağına gelmiş ve kaybetmişti ayağını… Osman yanına gelir gelmez O’na
şiddetli bir tokat salladı..'' Osman ! hayvanları
ahura gapattınmı yok,özün önündeki tarlayı suvardınmı yook, sen ne zaman aklını başına alacan lan oğlum'' diye kükredi… Osman küçücük
ellerini yüzüne kapattı,gözünden bir iki damla yaş çıktı,ağlayamadı,koluyla gözlerini
sildi,sadece’ tamam buba.., diyebildi,koştu ahura
hayvanlarının yanında ağladı ağladı, ağladığını ne babası
duydu ne anası,sadece sarı inek ,paçalı kız tavuk ve bir de yaradan…
Aradan yıllar geçmiş Osman onbeş yaşına gelmiş koskoca bir
delikanlı olmuştu,çok çalışıyor ve çok yoruluyordu ama babası ve annesi çok
yaşlanmıştı onlara bakması lazımdı ama bu köyün işleri ağırdı Ama O dayanmalıydı ‘
Onları bırakamam ,diyordu kendi kendine dayandı dayandı,yıllar böylece geçip
gitti,bu arada Osmanı amcasının kızı Zeliş ile evlendirdiler. Önce kızı Hatçe
oldu,derken sonra Hasan sonra Memet… Tarladan
yorgun argın geldiği birgün akşam namazı için abdest aldı,köyün camisine doğru
seyirtti,tam o sırada köyün dellalı deli arif bağırıyordu ‘ Mehmet çavuş oğlu
Osman askere..birden yorgunluk omuzlarına çöktü,şimdiye kadar çok çalışmış
of bile dememişti,bir düşüncedir aldı ‘yaşlı babam-anam,çocuklarım küçük ne yapacam ben ,diye
aklından geçirdi.Babası Mehmet çavuşu askere gittiğinde, anası Rahime kadını ise askerden geleceğine yakın
kaybetti,onların cenazelerine de gelemedi ,çünkü hem seferberlik vardı hem de
zaten yol yok ,vesayit yok öyle kolay değildi o zamanlar,memlekete gitmek için bir hafta on gün yayan
geleceklerdi, zaten parası da yoktu…
Karısı Zeliş, Osman
gelene kadar zar zor çocukları idare etdi, zaten köyde herkeşte açlık fakirlik
almış yürümüştü,üste yok başta yoktu.. Osman teskereyi aldıktan
sonra hemen köye dönmedi, yürüyerek,bir asker arkadaşı ile ağaç gölgelerinde yatarak, kapı kapı
ekmek aş isteyerek İstanbul’a gitti.Küçükpazarda köylülerinin bulunduğu kahveyi buldu,köylüleri rahmetli Memet Çavuş’un oğlu Osmana sahip çıktılar,önce
onu yirmi kişinin bir odada kaldığı bekar evine yerleştirdiler,sonra Osman
yiğit güçlü olduğu için hemen ona kerestecilerde hamallık işi buldular.
Osman çalışkandı dürüsttü kısa zamanda ayrı bir göz oda ve
helası olan bir eve çıktı,Allah bereket versin üç beş de kazanıyordu. Hemen köye
karısı Zeliş’e bir mektup yazıp amca oğlundan gönderdi’çocukları ve lazımları al gel emmioğlumlan, diye.
Mektup gelir gelmez Zeliş çocukları ve lazımları toparladı İstanbul’a gelen bir
kamyonla bir ay sonra emmioğlu ile Osmanın yanındaydılar.