1 Ocak 2013 Salı

İLK DENEME-BİRİNCİ BÖLÜM

Osman, dallarını suya huzurla salmış salkım söğüdün serin gölgesinde uyuya kalmıştı. Büyük bir çığrışla korkuyla fırladı yattığı yerden.Çocuklar ‘baban,baban,Osman baban ,diye bağrışıyorlardı.
babası  O’nu arıyordu,hemen toparlandı üstünü başını sirkeledi,elini cebine  attı ,söğüt ağacından yaptığı düdükleri kontrol etti yerinde duruyordu,bir kez daha üfledi çocuk neşesiyle sevindi…
Koşarak babasına doğru seyirtti ve seslendi ‘ varıyom buba .. geldim işte,babası Mehmet çavuş,askerliğini çavuş olarak yapmış birçok cephede savaşmış ve bir şarapnel ayağına gelmiş ve kaybetmişti  ayağını… Osman yanına gelir gelmez O’na şiddetli bir tokat salladı..'' Osman  ! hayvanları ahura gapattınmı yok,özün önündeki tarlayı suvardınmı yook, sen ne zaman aklını başına alacan lan oğlum'' diye kükredi… Osman küçücük ellerini yüzüne kapattı,gözünden bir iki damla yaş çıktı,ağlayamadı,koluyla gözlerini sildi,sadece’ tamam buba.., diyebildi,koştu ahura
hayvanlarının yanında ağladı ağladı, ağladığını ne babası duydu ne anası,sadece sarı inek ,paçalı kız tavuk ve bir de yaradan…
Aradan yıllar geçmiş Osman onbeş yaşına gelmiş koskoca bir delikanlı olmuştu,çok çalışıyor ve çok yoruluyordu ama babası ve annesi çok yaşlanmıştı onlara bakması lazımdı ama bu köyün işleri ağırdı Ama  O dayanmalıydı ‘ Onları bırakamam ,diyordu kendi kendine dayandı dayandı,yıllar böylece geçip gitti,bu arada Osmanı amcasının kızı Zeliş ile evlendirdiler. Önce kızı Hatçe oldu,derken sonra Hasan sonra Memet…  Tarladan yorgun argın geldiği birgün akşam namazı için abdest aldı,köyün camisine doğru seyirtti,tam o sırada köyün dellalı deli arif bağırıyordu ‘ Mehmet çavuş oğlu Osman askere..birden yorgunluk omuzlarına çöktü,şimdiye kadar çok çalışmış of bile dememişti,bir düşüncedir aldı ‘yaşlı babam-anam,çocuklarım küçük ne yapacam ben ,diye aklından geçirdi.Babası Mehmet çavuşu askere gittiğinde, anası Rahime  kadını ise askerden geleceğine yakın kaybetti,onların cenazelerine de gelemedi ,çünkü hem seferberlik vardı hem de zaten yol yok ,vesayit yok öyle kolay değildi o zamanlar,memlekete  gitmek için bir hafta on gün yayan geleceklerdi, zaten parası da yoktu…
Karısı  Zeliş, Osman gelene kadar zar zor çocukları idare etdi, zaten köyde herkeşte açlık fakirlik almış yürümüştü,üste yok başta yoktu.. Osman teskereyi aldıktan sonra hemen köye dönmedi, yürüyerek,bir asker arkadaşı ile ağaç gölgelerinde yatarak, kapı kapı ekmek aş isteyerek  İstanbul’a gitti.Küçükpazarda köylülerinin bulunduğu kahveyi buldu,köylüleri  rahmetli Memet Çavuş’un oğlu Osmana sahip çıktılar,önce onu yirmi kişinin bir odada kaldığı bekar evine yerleştirdiler,sonra Osman yiğit güçlü olduğu için hemen ona kerestecilerde hamallık işi buldular.
Osman çalışkandı dürüsttü kısa zamanda ayrı bir göz oda ve helası olan bir eve çıktı,Allah bereket versin üç beş de kazanıyordu.  Hemen köye  karısı Zeliş’e bir mektup yazıp amca oğlundan gönderdi’çocukları  ve lazımları al gel emmioğlumlan, diye. Mektup gelir gelmez Zeliş çocukları ve lazımları toparladı İstanbul’a gelen bir kamyonla bir ay sonra emmioğlu ile Osmanın yanındaydılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder