25 Haziran 2015 Perşembe

BA'DE HARAB-UL BASRA (MÜSLÜMANLARIN VATAN COĞRAFYALARI HARAB OLDUKTAN SONRA )

Eskilerin bir sözü var ; '' ba'de harabul Basra '' yani Basra harap olduktan sonra söylenecek sözün ve yapılacak işin hiç önemi yok,önemli olan Basra'yı harap insanları perişan etmemek.Şimdi ise her yer harap oldu ne Bagdat kaldı,ne Şam,ne Sana,ne Semerkant ne Çeçenistan.. şimdi geri kalan müslüman coğrafyalarında harap olmaması için maalesef düşünceli ve ferasetli davranmıyoruz.Eğer bu coğrafyalar hepimize ortak vatan olmaz birbirlerimizin haklarını varlıklarını yok sayarsak korkarım buralar hiç kimseye yar-vatan olmayacak.Niyetlerinin ne olduğu belli olan müslümanların zenginliklerine göz dikmiş emperyal güçlerle işbirliği yaparak kardeşlerine komşularına silah doğrultanlar bu hatalarını anladıklarında bir geri dönüşü olmayacak hem kendi vatanlarını kaybedecekler hem hayatlarını kaybedecekler hem nesillerini kaybedecekler hem de kardeşlerine komşularına kaybettirecekler. Yüce Allah Kur'an da'' hepiniz ademin çocuklarısınız,Adem ise topraktandır'' diyor. yine '' Bütün müslümanlar birbirlerinin kardeşidirler'' diyor.Yine '' Kim bir müslümanı haksız yere öldürürse,gideceği yer içinde ebedi kalacaklar cehennemdir'' daha çok örnek var.Allah'ın bize bahşettiği yeryüzü geniş,islam coğrafyası ise hem geniş hem zengin birlikte üretmenin,birlikte yönetmenin yol ve yöntemlerini bulmalıyız,bu zor değil bizler bunu bin yıllar boyunca yaptık,fitnecilerin,nifakcıların,ajanların,emperyalistlerin ve uşaklarının oyununa gelmeyelim.İngilizler arapları bütün arap coğrafyasında büyük bir arap devleti vereceklerine ikna ederek kışkırtmışlardı,sonra bu arap coğrafyasında altmışdan fazla devlet kurdurdular ve hepsine de aralarında bitmeyecek bir düşmanlık vesilesi bırakarak.Avrupalı sömürgeciler Afrika'ya girmeden afrikalı kendi kendine yeten bir halktı,sonra yüze yakın sömürge devletçikleri kurdular göya onlar şimdi özgür devlet oldular,her türlü zenginlikleri var ama karınlarını bile doyuramıyorlar.Yalnız müslüman coğrafya değil bütün dünya coğrafyasına şöyle bir bakın sayısız devletçikler içeride fakir,dışarıda ise birbirleri ile savaşmak zorundalar.Daha söylenecek çok şey var ama şimdilik bu kadar yetsin.Daha geç olmadan,daha fazla yıkım daha fazla ölüm olmadan bütün ülkelerimiz insanlarımız perişan olmadan durun.. ve düşünün.Artık bundan sonra bu coğrafyada kuveyt gibi katar gibi üç beş yüz kişilik petrol devletleri kuracaklar,bu üş beş kişi ve ailenin dışında kalanlar ise eytopyadaki gibi,somalideki gibi ,sudandaki gibi,hindistan ve pakistandaki gibi afganistandaki gibi karnını bile doyuramayacaklar.Selam ve Dua ile..

21 Mayıs 2014 Çarşamba

ADALET HEP VAR OLMALI,VAROLUŞUMUZUN TEMEL SEBEBİ BU..
Mevlana (Allah  O'na Rahmet etsin) Mesnevisinde Moğol istilasını anlatırken ;
Moğollar dağlarda çobanlıkla geçinen kendi halinde bir halktı,hiç bölgelerinden dışarıya çıkmazlardı,
O zaman müslümanlar,İranda , Hint de ve Türkistan coğrafyasında büyük devletler kurmuşlardı.
Müslüman tüccarlarda diğer bölgelere olduğu gibi Moğol ülkesine de mal götürüyor getiriyor, alıp satıp
ticaret yapıyorlardı. Yıllar için de bozulan bu tüccar taifesi köylü kentli ticaret yaptıkları insanları kandırıyor.
Paralarını alıyor,mallarını getirmiyor veya söz verdikleri anlaşmalarına sadık kalmıyorlar,kendi lehlerine ise uyuyor 
karşı tarafın lehine ise bozuyorlardı.
Bu kendi halinde insanlar haklarını aramak için ellerinde hayvanlarını güttükleri deynekleri , mandalarının , eşek ve atlarının üzerinde şehirlere akın akın gelir mahkemelere kadı efendilere müracaat ederlermiş.Fakat bu tüccarlar yukarı zevattan oldukları ve 
kadı efendilerle birçok ortak işleri olduğu için ,bir kitabına uydurup bu zavallıları çırak çıkartırlarmış.
Derken bu hak arama akınları göçleri çok büyük sayılara ulaşmış,öfke ve kin ile de yüklenmiş.
Ve bu ellerine sopalarla manda üzerinde haklarını arayan ve cevap bulamayan halk,çinden,hintden,arabistan ve asya çöllerinden avrupa içlerine kadar giden ve yakıp yıkan bir savaşçıya ,istilacıya dönüşmüş.
Ne demişti Şair ;
Kula bela gelmez HAK yazmayınca,
HAK bela vermez kul azmayınca .

Selam ve Dua ile

5 Ocak 2014 Pazar

YAPMAYIN !
Yazmaya çalıştığım karanlık köşemden,kimsenin duymadığı çığlıklar atıyorum,sessiz çığlıklar.Acaba muhataplarını bir an olsun durmaya,duraksamaya ikna edebilir miyim  diye de aklımdan milyonlarca sebeplerin bir yıldızlar ırmağı gibi kainatın derinliklerine doğru aktığı,sürüklendiği,karanlıklarda kaybolduğu sebepler..
Hani İsrail oğullarını hatırlayın;köle oldukları Mısır’dan, firavunun zulmünden kaçarken,Musa’ya söz vermişlerdi, Rablerinden başkasına kulluk etmemeye.. Mısır’dan çıkıp denizleri ve çölleri geçip selamet şehrine ulaştıklarında, sözlerinde durmamak için Rablerine verdikleri,onlarca binlerce sebepler bulmuşlar ve şartlar,zaruretler çıkarmışlardı Musa’ya.. ve terk etmişlerdi Musa’ya sadakati.Zorlukta Musa onların Musa’sı,kurtuluşta ise kendilerine başka Musa’lar bulmuşlardı..
Musa’nın sessiz çığlığını sadece Rabbi işitmişti ‘’yapmayın’’ diye haykıran çığlığını.Tekrar felaketler onları sarmalamadan, çöllerde kaybolmadan Yakub’un çocukları..
Bir bilge şöyle demişti ; ‘’ Düşmanlarına özendiler,onları yakın tutmak için dostlarını gücendirdiler.Düşmanları dost olmadı,ama dostları düşman oldu.Böylece yapayalnız kaldılar ve yıkılıp,yok olup gittiler.’’
Çığlığım şudur ki;Herkes Musa’sını seçsin ve terk etmesin, unutmayın ; Musa’da,Rabbi de tek,Sırat-ı müstakim de.. Herkes istikametini,isteklerini,arzularını,taleplerini,dostluk larını,tercihlerini buna göre yapsın.Gönyesi eğri olanın doğrusu olmaz.Her,yanlışa göre istikamet alışınızda,daha büyük yanlışa doğru gidersiniz.
‘’Herkes kendini hesaba çeksin,hesaba çekilmeden önce’’ diyor,büyük hesap gününün sahibi,biz de büyük hesaba gelmeden,büyük hesabı verebilmek için bu büyük hesabı oluşturan,oluşturacak olan küçük ara hesapları da yapmamız gerekmez mi,büyük hesabın doğru olması için küçük hesapların doğru olması gerekmez mi.. Her taş doğru taş olmazsa ve her taş doğru konulmazsa meydana gelen duvarlar, binalar ve yapıların doğru olması mümkün olabilir mi.. Hele buradan bir medeniyet inşa edilebilir mi ?? !!  

Niyazi Gönen 10.12.2013

1 Ocak 2013 Salı

İLK DENEME-BİRİNCİ BÖLÜM

Osman, dallarını suya huzurla salmış salkım söğüdün serin gölgesinde uyuya kalmıştı. Büyük bir çığrışla korkuyla fırladı yattığı yerden.Çocuklar ‘baban,baban,Osman baban ,diye bağrışıyorlardı.
babası  O’nu arıyordu,hemen toparlandı üstünü başını sirkeledi,elini cebine  attı ,söğüt ağacından yaptığı düdükleri kontrol etti yerinde duruyordu,bir kez daha üfledi çocuk neşesiyle sevindi…
Koşarak babasına doğru seyirtti ve seslendi ‘ varıyom buba .. geldim işte,babası Mehmet çavuş,askerliğini çavuş olarak yapmış birçok cephede savaşmış ve bir şarapnel ayağına gelmiş ve kaybetmişti  ayağını… Osman yanına gelir gelmez O’na şiddetli bir tokat salladı..'' Osman  ! hayvanları ahura gapattınmı yok,özün önündeki tarlayı suvardınmı yook, sen ne zaman aklını başına alacan lan oğlum'' diye kükredi… Osman küçücük ellerini yüzüne kapattı,gözünden bir iki damla yaş çıktı,ağlayamadı,koluyla gözlerini sildi,sadece’ tamam buba.., diyebildi,koştu ahura
hayvanlarının yanında ağladı ağladı, ağladığını ne babası duydu ne anası,sadece sarı inek ,paçalı kız tavuk ve bir de yaradan…
Aradan yıllar geçmiş Osman onbeş yaşına gelmiş koskoca bir delikanlı olmuştu,çok çalışıyor ve çok yoruluyordu ama babası ve annesi çok yaşlanmıştı onlara bakması lazımdı ama bu köyün işleri ağırdı Ama  O dayanmalıydı ‘ Onları bırakamam ,diyordu kendi kendine dayandı dayandı,yıllar böylece geçip gitti,bu arada Osmanı amcasının kızı Zeliş ile evlendirdiler. Önce kızı Hatçe oldu,derken sonra Hasan sonra Memet…  Tarladan yorgun argın geldiği birgün akşam namazı için abdest aldı,köyün camisine doğru seyirtti,tam o sırada köyün dellalı deli arif bağırıyordu ‘ Mehmet çavuş oğlu Osman askere..birden yorgunluk omuzlarına çöktü,şimdiye kadar çok çalışmış of bile dememişti,bir düşüncedir aldı ‘yaşlı babam-anam,çocuklarım küçük ne yapacam ben ,diye aklından geçirdi.Babası Mehmet çavuşu askere gittiğinde, anası Rahime  kadını ise askerden geleceğine yakın kaybetti,onların cenazelerine de gelemedi ,çünkü hem seferberlik vardı hem de zaten yol yok ,vesayit yok öyle kolay değildi o zamanlar,memlekete  gitmek için bir hafta on gün yayan geleceklerdi, zaten parası da yoktu…
Karısı  Zeliş, Osman gelene kadar zar zor çocukları idare etdi, zaten köyde herkeşte açlık fakirlik almış yürümüştü,üste yok başta yoktu.. Osman teskereyi aldıktan sonra hemen köye dönmedi, yürüyerek,bir asker arkadaşı ile ağaç gölgelerinde yatarak, kapı kapı ekmek aş isteyerek  İstanbul’a gitti.Küçükpazarda köylülerinin bulunduğu kahveyi buldu,köylüleri  rahmetli Memet Çavuş’un oğlu Osmana sahip çıktılar,önce onu yirmi kişinin bir odada kaldığı bekar evine yerleştirdiler,sonra Osman yiğit güçlü olduğu için hemen ona kerestecilerde hamallık işi buldular.
Osman çalışkandı dürüsttü kısa zamanda ayrı bir göz oda ve helası olan bir eve çıktı,Allah bereket versin üç beş de kazanıyordu.  Hemen köye  karısı Zeliş’e bir mektup yazıp amca oğlundan gönderdi’çocukları  ve lazımları al gel emmioğlumlan, diye. Mektup gelir gelmez Zeliş çocukları ve lazımları toparladı İstanbul’a gelen bir kamyonla bir ay sonra emmioğlu ile Osmanın yanındaydılar.

BE HEY ADAM !Sen anlamazsın,okumazsın ama ben sana seni anladığın jargondan bir daha yazayım belki anlamak nasip olur ama senin gibi anlamaya niyeti olmayanlara da Allah anlamayı nasip etmez. Tefecilikle,bankaları dolandırarak,dışarıya diyerek içeriye satarak iç ettiğim fon ve kadeve bedelleri ile zengin olup daha sonra imar numaraları ile haram servetler edinip,şimdi üç kuruşa yaptığın sahte dünya piramitlerini geyeo diye halka üçyüz katından satıp yığdığın haram servetlerle, yanında karın tokluğuna çalıştırdığın garibanlara hakaretler, küfürler ve tehditlerle firavunluk satıyorsun,onları açlık ve sefalete mahkum ,emeklerini alın terlerini somurup sırtların dan zengin olduktan sonra ceplerine koyduğun üç kuruş sadaka ve önlerine koyduğun üç beş nohut pirinç tanesinden dolayı sana minnet duymalarını istiyorsun en ufak hakkını arayana da batakhane sokaklarında zavallı cahillerden öğrendiğin muameleleri çekiyorsun.Etrafına bir bak seni kim gerçekten seviyor;kardeşinmi,ailenmi çocuklarınmı,çalışanlarınmı sana yalakalık eden ve almayı umdukları üçbeş kuruş için senin adına her şeyi söyleyen ve yazan üç beş çakal-aymazın dışında,onlarda senin kendilerini ne zaman hakaretlerle kapının önüne koyacağın endişesi ile senin en iyi dostum benim temennası çekip duruyorlar sana..
İyi bir insan olduğunu düşündüğüm dostumun kardeşi olarak yirmi yıl önce seninle karşılaştığımda senin ümitsiz bir vaka olduğunu düşünmüş ama kimselere diyememiştim aradan geçen yıllar beni maalesef yanıltmadı yıllar içinde hem zengin oldun hemde kendini geliştirdin ama kötü yönde.. İyi adamlardan,iyi hocalardan ve iyi arkadaşlardan öğrendiğin üç beş doğruyu içini boşaltarak kendine benzettin eskiden bilmediğin için zalim,terbiyesiz ve kaba saba idin sonra bilerek yamultarak oldun. Maalesef abin dahil en yakınlarını da kendine benzettin halbuki ben en azından abin kadar bir terbiye edinir onu örnek alırsın diye ummuştum ama ne yazık ki o hep sana özendi ve senin kadar olamasa da bu kötü meziyetlerde epeyce mesafe aldı… Bana iyi bak ben senin eski pavyon batakhane kabadayısı  arkadaşlarına dövdürttüğün,o zavallı cahil itilmişlerin garibanlıklarını kullanarak yaptıkları ucuz ayaktakımı kabadayılıklarından cesaretlenerek efelendiğin zulmettiğin haklarını gaspedip kapının önüne koyduklarından değilim,o onuncu sınıf pavyon kabadayılığını cizreliye de yapsaydın ya,yemedi değilmi ne çabuk unuttun fareler gibi saklandığın günleri,ha sahi sen ne parası ödedin o adama,ben bugüne kadar yirmi milyon dolar haraç istenen ve ödeyen hiçbir işadamı görmedim,siz hangi kirli işi yaptınız da sonra birbirinize düştünüz…  neden savcılar,emniyetçiler bu kadar büyük paranın neden istendiğini,neden ödendiğini ,nasıl ve neyle ödendiğini,neden maliyeciler bunun gelir olup olmadığını kadeve ödenip ödenmediğini,bu ödemenin kayıtlara ne olarak işlendiğini merak etmezler…
Tüm bunları düşünürken acaba bu kim,nasıl bir karakter,nasıl bir insan,insan hangi şartlarda böylesine zalim,gaddar, kişilik siz, karakter yoksunu ve ultra bencil olabilir derken kulağıma bir ses takıldı,beynim zonkladı ‘ karadul örümceği diyordu o ses,eşiyle en güzel anı paylaşır zevki bitince de sokarak öldürür’ bazı insanlarda böyledir dostlarından,insanlardan faydalanır işi bittiği anda onu yok eder,asla geri dönüp bakmaz hali nicedir evet bulmuştum sen işte tam da buydun ‘KARADUL ÖRÜMCEĞİ’ evet sen busun işte…


FODL

Eğer okuyabilseydin,
İnsanlar ibretler alsın diye,
Sana fabl ile hikayeler anlatan,
Beydeba’dan,
Mevlana’dan,
La Fontain’den
İbretler alırdın hayvanlar aleminden.
İskender’den,
Çin’in,Yemen’in hükümdarlarından
Ya da
Hazreti Süleyman’ın kıssalarından,
Payına düşerdi elbette yüzlerce hisse.
Kelile-i Dimne’den ya da Mesnevi’den  
Aslan ile tilki ve kurttan,
Deve ile fareden,
Ya da kuş ile avcıdan,
Akrep ile kurbağa dan ,
Ya da
Köpek ile kurttan…
Bütün bu ibretlik hikayeleri,
Kendim ve sizin için okudum
tekrar,tekrar amma…
Bulamadım kat’iyetle,zinhar
Kendi türüne ,kendi dostuna
Ve yakınına yaranına..
Hile yapan,tuzak kuran bir avcı..
Günlerce aç geziyor olsalar da,
Hatta ki açlıktan ölüyor olsalar da
Türlerine,dostlarına
Saldırmıyor,yemiyorlar
Ölmüş leşi bile ortada kalsa.
Ey bilgeler,erenler…
Şayet bugünü görse idiniz,
Fabl değil,yeni bir tür icad ederdiniz
İsmi fabl değil,fodl olan..
Dostlarını avlayan leşini yiyen
İnsanları anlatarak,
Hayvanlara ibretler olsun diye…
İSTANBUL 28.12.2012 
İ

/HIRLI/HIRSIZ/HIRSLI/HIRSSIZ
Önceleri ,küçük küçük aşırdın
Kesmedi…
Sonraları,büyük parça götürdün
Yetmedi…
Senin ettiğini,kimse sana
Etmedi…
Sen bu hırsla,bu yollara
Düş gayrı..
Hiçbir işinde olmadı hayır
Servetin arttıkça bulmadın hayır…
Haramına katmadın asla helal
Bu gidiş nereye,bu ne biçim hal
Anan baban seni iş yapıyor sanıyor,
Tafrana cakana herkes kanıyor,
Seni bilen biliyor,iyi tanıyor..
Haramdan dağların oldu
Dur gayrı…
Böylece geçti yıllar,oldun ihtiyar
Adam olamadığından,bulamadın yar
Geldin ahir ömrüne,saçlarında kar
Dönüşü yok bu gidişin,
Dur gayrı…
Biraz haytalık,biraz çakallık
Bitin kanlanınca,sandın aslanık
Biraz tefecilik,biraz arpalık
Şekerdi,pirinçti derken zulalık
Hayaliden volileri
Vur gayrı..
Avemeydi,tower kule dikende
Cümle kamunun hukukları bitende
Öksüz yetim ahu zarı çekende
Umutları tükenende
Vur gayrı…
İkibe arazisi,orman tapusu
İşte göründü sana,
Cehennemin kapusu
Yedi ceddin alur,ulu yapusu
Ata evlat torun torba
Gir gayrı…
İSTANBUL 26.12.2012