Bu hikâyeleri çok öncelerden beri duymaya başladık, yıllar önce bir büyüğümüzde demişti ki ‘ her mahallede milyonerler olacak’.Yıllar geçti birbirine benzeyen bu hikâyeler de arttı mahallemizdeki milyonerlerle birlikte. Kimileri menemen yaparak başlamıştı, kimileri hamallık, kimileri inşaat işçiliği amelelik, kimileri Tahtakale de tezgâhtar, kimileri kapalı çarşıda kuyumcu halıcı çırağı el hâsıl pek çok hikâyeler vardı. Tabii ki güzel şeydi insanlarımız çalışıyor kazanıyor kişiler aileler zenginleşiyor ülke ekonomisi büyüyor Ekonomik göstergeler ilk önceki on yıllara göre on kat elli kat büyüyordu. Bununla birlikte şehirler büyüyor, köyler kasabalar bütün Anadolu küçülüyordu. Ekonomik yapıda açık alan- kaçak alan çoktu, şehirlerde rant alanları çoktu, kayıt dışı ekonomi kayıt içi ekonomiden güçlüydü. Derken; Ekonomik krizler, Banka hortumlamaları, hayali ihracatlar, haksız alınan teşvikler, krediler, imar durumları, orman ve hazine arazilerinin, vakıf mallarının yağmalanması…
Ne olmuştu birdenbire her mahalledeki masum milyonerlerin yerine villa sitelerde oturan, boğazda tarihi yalılar alan ve ülke demek devlet demek biziz demek diyen trilyonerlerimiz türedi. Sürekli aflar çıkıyordu kader mahkûmlarına aflarla birlikte; servet affı, vergi affı, af, af, af… Bir tarafta içerde zenginler artarken bir taraftan da dışarıda servetler oluşuyordu. Aflar oluyor dışarıdaki yasadışı veya gayrı meşru servetler ülkeye getiriliyor nerden ve nasıl kazanıldığı belli olmayan ama aslında devlet dahil herkesçe bilinen paralar ülkeye akıyor ve oluşan, oluşturulan rant alanlarıyla bu gayrı meşru servetler, adamlar geometrik bir şekilde çok hızla büyüyorlardı… Birçok af ve birçok krizden sonra, ülkenin devletin ve halkın ödediği ağır faturalardan sonra bir gün Gelişmekte olan aksak demokrasimizin bir cilvesi olarak, ödediği faturaların belini büktüğü insanımız adam sayıldığı sandıkların önüne geldiği anda bir şaka yaptı ve lades dedi… Siz eskiler yeter artık gidin ve siz yeniler gelin bakalım birde sizleri görelim dedi… Bir Anadolu delikanlısı, uşakları, yarenleri dadaşları, gakgoşları ile geldi… Eski yapı direniyordu; kapatma davaları, muhtıralar, darbe planları, suikast planları, artan-arttırılan terör ve yapılanmaları, toplumun farklı kesimlerini kışkırtan, tahrik eden provoke eden programlar, bindirilmiş kıtalarla yapılan mitingler vs saymakla, yazmakla bitmez… Derken gelenler gün geçtikçe her şeye rağmen gitmiyor, gidecek gibi görünmüyor ve sisteme yönetime daha bir hâkim ve güçlü hale geliyorlardı. Her şey yolunda gidiyordu eski yapı bazen yavaş da olsa gittikçe değişiyor dönüşüyordu hatta geçmişin yasa dışı yapılarıyla da hesaplaşılabiliyordu.. Ama O ne! Şimdide başka bir yapı oluşmaya başlamıştı, geçmiş dönemin paçasını kurtaranları yeni dönemde pozisyonlarını, bu dönemin kurallarına ve ilişkilerine göre değiştirmiş ve yeni gelenlerle birlikte büyüyen ve genişleyen rant kavgasında en ön safa durmuşlardı. Bildiğimiz ve dinleye dinleye ikrah ettiğimiz o zenginleşme hikâyeleri yeni ilavelerle birlikte son versiyonları piyasalara sunul muştu. O eski usul zenginleşme metotları ile birlikte yeni ve modern ve bu sefer yasal ama gayrı meşru, zenginleşme araçları kullanılarak milyar dolarlık zenginlerimiz sayıları artarak Forbes listelerinden dünya klasmanlarına giriyorlar. Sayıları hızla artan GYO’lar, sermaye piyasasına kayıtlandırılan şirketler gerçek değerlerinin Onlarca katı üzerinden hayali değerlerle halka açılıyor değeri bir lira olan paylar on-elli liradan piyasaya sürülüp halkın cebindeki birikimler soyuluyor, eski dönem hortumcularından alınan arsalar veya özelleştirme-hazine arsaları düşük imarla satın alınıp imarı arttırılmak suretiyle(yüzlerce metot yöntem yazabilirim ama uzatmayayım) muhteşem rantlar bu kesime akıyor ve geometrik büyümeler artık x üzeri x şeklinde devam ediyor.
Bu araya bir hikâye sıkıştırayım; Devlet-i Ali Osmanî devrinde, büyük sultan yeni fethedilen bölgeyi. Bir paşasına verir adaletle yönetsin diye vergiler algılar bellidir ne yapılacak nasıl yönetilecek bilinmektedir. Geçen yıllar içinde Sultanın burnuna kötü kokular, kulaklarına muhtelif rivayetler gelmeye başlar, tebdili kıyafet adamlarını gönderir olmaz ve kendiside gider artık dayanamaz, bakar ki Gözlerine-kulaklarına inanamaz adaletle yönetmesi için gönderdiği o çulsuz paşada ihtişamlı bir yaşam almış yürümüş, halkın içine girmiş ah-u vah her yerde, herkeste dertler dağları aşmış. Döner İstanbul’a ve hemen çağırtır paşayı, paşa büyük bir debdebe ile gelir pay-i tahta, Divana çıkar ahret sualleri sorulur, gönderirler O’nu Kadı Efendiye hesabı sorulur cezası kesilir… ‘ Tiz kellesi vurula, bütün malları müsadere edile mümkün olanlar mazlum fakir halka adilane dağıtıla ve Her neyi var ise hazineyi hümayuna verile… ‘Ah yetim hakkına,kul hakkına hassas,hesap gününün hassas terazilerinin kurulacağına iman etmiş Sultanım sizin burnunuza kötü kokular gelmez mi,kulaklarınız ah vah-ı duymaz mı,etrafını muhasara etmiş haramzadeler gönül gözlerinizi de kör etmek istemektedirler isterler ki mü’min firasetinizin üstüne kara örtüler örtülsün.. Ama siz bilirsiniz ki ‘ diyar-ı Dicle’de bir kurt kapsa kuzuyu, Adli ilahi O’nu bile Ömer’den soracak ise sizden sormaz mı… ‘
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder